EFSANEVİ ANTALYA TABİP ODASI BAŞKANLARINDAN DR.BEDİA KERVANCIOĞLU
Anılarla Tıpta Öncüler 2 isimli kitaba Antalya Tabip Odası geçmiş başkanlarından Aksu Köy Enstitüsünü kuran, Aksu ilçesinin kalkınmasına büyük katkısı dokunan, Türk Tabipler Birliği Merkez Konsey üyesi Dr Bedia Kervancıoğlu’nun hayatını anlattım.
1914 yılında İstanbul'da doğan Bedia Hüdaverdi Kervancıoğlu, 1940 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olmuştur. Mezuniyetinin ardından kariyer planları yaparken Hasan Ali Yücel'in 'vatan sizi bekliyor Bedia Hanım!' sözlerinden etkilenerek Antalya Aksu'ya gelmiş, Aksu Köy Enstitüsünün kurucularından olmuştur. 1940-1955 yıllarında Aksu Köy Enstitüsünde, 1955-1967 arasında Arifiye Köy Enstitüsünde görev yapmıştır.
1967’de tekrar Aksu’ya dönen Dr. Bedia Kervancıoğlu,1976’da emekli olmuş. 1976-1978 yılları arasında Antalya Tabip Odası yönetim kurulu üyesi ve Tabip Odası Başkanlığı, Türk Tabipler Birliği Merkez Konsey üyeliği de yapmış, katıldığı tüm toplantılarda etkili konuşmalarıyla iz bırakmıştır. Atatürkçü, vatansever, mücadeleci, çalışkan, keskin ve kıvrak zekalı, çözüm gücü yüksek, yardımsever, dostane ve muzip tavırlarıyla tanınan bir hekim. Antalya'nın ve Köy Enstitülerinin ilk kadın hekimi olmuş, Antalya ve ilçelerinde halk sağlığı çalışmalarında bulunmuştur. TTB Merkez Konsey üyeliği de yapan Dr.Kervancıoğlu, 27 Aralık 1978 yılında beyin kanaması neticesinde ani bir şekilde aramızdan ayrılmıştır.
EFSANEVİ ANTALYA TABİP ODASI BAŞKANLARINDAN DR.BEDİA KERVANCIOĞLU
Cumhuriyetin ilanı sonrasında Türkiye'nin inşasında görev alan ve hayatı ‘Cumhuriyete Kanat Gerenler’ belgesel dizisinde de anlatılan bir kadın hekim… Dr. Bedia Hüdaverdi Kervancıoğlu, Erenköy, Çamlıca, Kandilli liselerinde eğitim görmüştür.1940 yılında İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur. Her iki dedesi tıp doktoru, kendi babası ise ülkemizin ilk diş hekimlerindir. Dr.Bedia hanım ailesinin üçüncü kuşak hekimidir. Dedelerinden Salih Himmet Paşa, Mekteb-i Tıbbıye-i Adliye-i Şahane’den Sultan Abdülmecitin de jüri üyesi olduğu kurula tezini sunarak hekim olan ilk 16 hekimden biridir. Askeri Sıhhiye Dairesi 1.Reisliği ve orgeneralliğe kadar yükselmiştir. Diğer dedesi Ahmet Paşa (Ahmet Toysal) Hadımköy’deki bir askeri hastanenin başhekimidir.
Dr.Bedia Hüdaverdi Kervancıoğlu, mezuniyetinin ardından, akademik kariyer yapma amacıyla Ankara’ya gitmiş, son başvuru yeri dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’dir. Hasan Ali Yücel, misafir olduğu evin yakın dostudur, Bedia hanımın misafirliğini duyunca kendisiyle görüşmek ister. - ‘Doktor hanım yeni okullar açıyoruz, doktora ihtiyacımız var, bizimle çalışmak ister misiniz? Bana hemen şimdi cevap verin, çünkü vatan sizi bekliyor, vatanın size ihtiyacı var, bu okullar yaşamalı’ der. Yücel’in “vatan sizi bekliyor Bedia Hanım!” sözlerinden etkilenen Dr. Kervancıoğlu, Antalya Aksu’da yeni açılacak olan Köy Enstitüsü’nde görev almayı kabul eder. İçinde askeri hekimlerin de olduğu vatansever bir ailede büyümüştür. - 'Ben değil köy enstitülerini bilmek, İstanbul' dan çıkmış değildim. Vatan sizi bekliyor sözleri beni çok heyecanlandırdı. Nereye isterseniz giderim dedim. Halbuki ihtisas yapacaktım, daha çok yapılacak iş vardı’ diye anılarında anlatır. Bahsettikleri okullar Köy Enstitüleridir. İsmail Hakkı Tonguç, Türk Köy Enstitüleri‘nin bulucusu ve kurucusu olarak tarihe geçen Türk eğitimcidir, Bedia Hanım'ı odasına götürerek okul maketlerini gösterir.
Planlarda 48 bina, revir, hastabakıcılar bulunmaktadır. Bedia hanım anılarında 'ben kurulmuş muazzam yapıların olduğunu düşünmüştüm, meğerse daha yapılacakmış 'diye anlatır sonradan. Aksu Köy Enstitüsü’nün ilk doktoru ve tüm köy enstitülerindeki ilk kadın doktor olan Dr. Kervancıoğlu’nun , Aksu Köy Enstitüsü'nün kuruluşunda büyük emeği geçmiş. Okulu öğrencileriyle beraber kurmuş, köylü halkla çok yakın ilişkileri olmuş, çevre köylerden enstitüye öğrenci kazandırmak için büyük çaba sarfetmiştir. Antalya halkı kendisini ‘Doktorum’ diye anmıştır. Enstitüde sağlık derslerine girerek, toplum sağlığı konusunda halkı bilinçlendirme çalışmalarında bulunmuştur. Bedia hanım, sıtma yuvası olan Antalya’da sadece öğrencilere değil, çevre köylere de sağlık hizmeti götürür. Sıtma, kolera, veba gibi salgın hastalıklarla mücadelede önemli rol oynamıştır. ‘Karanlık sokak’ diye bilinen Aksu’da halkın sağlığı, eğitimi için çalışan, enstitü yoluyla iş üretme eğitimini bölge halkına öğreten Bedia hanım , köy enstitüsü sayesinde binlerce öğretmen yetiştiriyor. ‘Çalı gibiydiler’ diye tarif edilen bakımsız, zayıf, hasta çocuklardan yetiştirilen öğretmenlerin bir kısmı köylerindeki kalkınma projeleri için köylerine dönüyor, bir kısmı ise devletin önemli bürokratik kademelerinde görev yapıyor.
Bir süre Arifiye Köy Enstitüsüne tayin oluyor. Peşinden tekrar Antalya’ya dönerek Aksu’da görevine devam ediyor. Dr.Bedia Kervancıoğlu, köy enstitülerinin kapanmasından sonraki yıllarda da Aksu İlköğretim Okulu sağlık şefliği ve toplam 36 yıl Milli Eğitim Bakanlığı öğretmen okulları hekimliği yapmıştır. 1935 yılında ülkemizin nüfusu 16 milyondu, halkın %82’si yani 14 milyon kişi köylerde yaşıyordu. Okuryazarlık oranı %10 iken, kadınlarda okuryazarlık %3 idi. Köy halkını eğitmek, kadınıyla erkeğiyle üretime kazandırmak bir zorunluluktu. Eğitimin tabandan başlaması ve tüm satıha yayılması gerekiyordu. Köy enstitülerinin bir zorunluluk ve ülkemiz için eğitim ve kalkınmada buluş niteliğinde kurumlar olduğunu anlatmak o zamanki siyasi yapıda bile zor olmuştur. Öğrencilerin ezildiğini savunan, ‘işçi mi yetiştiriyoruz ?!’ diye meclisden yükselen sese, Hasan Ali Yücel, ‘köylerden gelecek çocukları imtihan edip karakterini ve beden kabiliyetini yoklayarak enstitülere alacağız.
Köyün içinde bilgili, sağlıklı, ülkesine bağlı üretici vatandaşlar yetiştirmeyi amaçlıyoruz’, diye cevap vermektedir. Aslında ana ilke, ‘iş eğitimi ilkesidir’. Aksu Köy Enstitüsünün yeri konusundaki kararda, Perge şehri gibi kadim bir antik kentle içiçe olması, bunun yanında yeryüzü kaynakları zenginliğine rağmen halkın fakirlik, sefalet, çaresizlik içinde bulunması etkili olmuştu. Bölge bulaşıcı hastalıklardan 18. yy'dan itibaren muzdaripti. 1927-1928 yıllarında Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan bir araştırmada Antalya halkının %76’sının , sıtma hastalığına yakalanmış olduğu tespit edilmişti. Atatürk’ün yıllarca katipliğini de yapan milletvekili Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ün 6 Mart 1930’ da Antalya’yı ziyaretindeki halk görüşmelerinden çok üzüntü duyduğunu anlatır. Atatürk, Aksu köy enstitüsünün kurulduğu toprakları da ziyaret ediyor. Hasan Rıza Soyak anılarında Atatürk’ü şöyle anlatıyor: - Çok yorgun düşünceli ve sinirli görünüyordu, bir sigara yaktı, ‘bunalıyorum çocuk, büyük bir izdırap içinde bunalıyorum. Her taraf derin bir yokluk, maddi manevi bir perişanlık içinde. Ferahlatıcı pek az şeye rastlıyoruz, maateessüf memleketin hakiki durumu bu işte!
Burada bizim günahımız yoktur. Uzun yıllar, hatta asırlarca dünyanın gidişinden gafil bir takım şuursuz idarecilerin elinde kalan bu cennet memleket, düşe düşe şu acınacak hale düşmüş. Memurlarımız henüz istenilen seviyede ve kalitede değil; çoğu görgüsüz, kifayetsiz ve şaşkın'. Soyak anılarında, 'çelik iradeli adamın 5-10 dakika olsun böyle sinir buhranı geçirmiş olması beni çok sarsmıştı, kendisini ilk defa böyle bir halde görüyordum. Günlerce bunun tesiri altında kalmıştım' diye bahseder . Böylesi zor bir bölgedeki bu görevi Bedia hanım gözünü kırpmadan kabul etmiştir. Bedia Hüdaverdi, Ankara’dan Burdur’a kara trenle, oradan da bulduğu bir araçla Bucak’a gelir. Bucak’ta dönemin Antalya milletvekili Rasih Kaplan ve yanındaki heyet karşılayarak Antalya’ya getirirler. Kızı Ayşe Feyizoğlu annesinin anısını anlatıyor: -Bir İstanbul kızı olarak annem mantar topuklu pabuçları, eldivenleri ve dedemin hediyesi olan şapka bavulu ile 23 yaşında bir hanım. Antalya’da sokağa bir çıkmış ki, o zamanda Antalya’da sokakta kadın yok, annemin peşine çocuklar takılmış “Teyze, sen Zati Sungur’un karısı mısın?” diye Zati Sungur kim biliyor musunuz? Meşhur bir illüzyonist, o yıllarda çok meşhurdu. Annemin giysisi, o çocuklara çok farklı geldiği için böyle söylemişler. Böylesi bir karşılamadan sonra ertesi gün Bedia hanım Aksu’ya götürülüyor.
Aksu ilçemiz o yıllarda 'karanlık sokak' diye anılmaktadır. Bedia hanım, köy enstitüsünün olduğu bölgeye gece ulaşır. Şöyle anlatır: - Kim yok, kimse yok, tenha bir yer. Burası karanlık sokak dediler, Aksu... Kumsal gibi bir yerden otomobille girdik, çadırlardan birkaç çocuk çıktı yalınayak, koşuştular, ‘hoşgeldiniz efendim, hoşgeldiniz’ diye karşıladılar, boynuma belime sarıldılar. Bölge müfettişi Hayrullah Örs'e sordum. ‘Nereye geldik efendim, darülacezeye mi burası?’ diye. 'Hayır doktor hanım köy enstitüsü burası, köy enstitüsüne geldik’ diye cevap verdi. Etrafda çakalların sesi vardı.Kimse yok, ne o binalar, ne revir, hiçbir şey, meğer daha yapılacakmış. Bir anda idrak ettim ki gerçekten vatan bizi bekliyormuş. Çocuklar o gece Bedia hanımın şerefine kendilerince temsiller düzenler, oyunlar oynarlar. Çocuklar, Bedia hanıma nasıl hitap edeceklerini bilemezler. ‘Öğretmeninize nasıl hitap ediyorsunuz?’ diye sorar. Çocuklar, ‘öğretmenim’ diyoruz diye cevap verince ‘o zaman bana da doktorum deyin’ diye cevap verir.O vakitten sonra da tüm Antalya’da ‘Doktorum’ diye tanınır. Bedia hanıma yatacak yer bulunamaz, müdür odasındaki masanın üzerine yatak yapılır. Sabah çocuk sesleriyle uyanır. Kız erkek karışık çocuklardır. - Takunyayı bana ver, sabunu ibriği bana ver, havluyu sen al, kıyamet kopuyor. Başımı uzattım, 'hadi, kalk seni bekliyoruz.
Nerde kaldın, niye bu kadar uyudun, kaç gündür bekliyorduk, haber almıştık’. Çocukların o kadar bakıma ihtiyacı vardı ki, Antalya sıtmadan, tüberkulozdan kırılıyordu. O gecenin sabahı beni bekleyen pırıl pırıl sevgi dolu gözler, incecik sesler, küçücük eller, küçücük melek yüzlü sevgililer... İşte o gün bu gün, ne o sesleri kulaklarımdan, ne o gözleri gözlerimden, ne o küçücük elleri kalbimden çıkarmamıştım ve çıkaramadım' diye anlatır. Bedia hanımı Bucak’da karşılayan ve öncülük eden Rasih Kaplan, soyismi Atatürk tarafından verilen çevik, atak, hareketli bir milletvekilidir. Özellikle dini konularda Atatürk'ün sağ kolu olmuş, meclisde cumhuriyetin ilanında 'efendiler, din bakımından da en uygun muvaffık hükümet şekli cumhuriyettir. Yaşasın cumhuriyet’ diye seslenen ve tüm meclisin peşinden ‘yaşasın cumhuriyet’ diye haykırdığı kişidir. Rasih Kaplan yanındakilere, ‘bu kız burada 15 günden fazla kalmaz, katiyen kalamaz’ diye fısıldar, Bedia hanım daha sonraki anılarında bu fısıldaşmayı duyduğunu da gülerek anlatır. - Bense değil 15 gün, 15 sene bu dağlardan ayrılmadan kaldım.
Okulda çocuk yok, iki tekerlekli tokmak arabalarla köy köy dolaşır, okula çocuk toplardık. Bir sürü dil döker, çocukları getirir, üstünü başını temizler, saçlarını kestirir, eline kitap çanta verirdik, 1-2 gün yola girdi derken çocuk kaçar giderdi. Talebe peşinde koştuk, talebe okutacağız diye. Velhasıl birkaç zaman sonra çocuklar çoğalmaya başladı, derken derhal okulu inşa etmeye başladık. Mektebi çocuklar yaptı. Hepsi birer taşın ucuna yapıştı, bunlar öyle inançlı çocuklardı ki; bu memleketi kurtaracaklarına, köyleri okutacaklarına, köydeki cahil halkı eğiteceklerine, büyük hizmetler göreceklerine inanmışlardı. Hepsi Atatürkçü çocuklardı, memleketini seven, bayrağını seven, her gün Atatürk diye çalışan koşuşturan, Atatürk şiirleri okuyan çocuklardı. Köy enstitüsünden mezun olan çocuklar Antalya’nın tüm kazalarına ve köylerine dağıldılar ve her yerde, her taşın altında o dönemin köy enstitüsünün çocukları vardır. Hiçbir iddiaları yoktur, memleketleri için çalışmışlardır, bütün sevgileri bütün heyecanları her şeyden önce Atatürk’dür. Atatürk diye terennüm ederler. Aksu İlköğretim okulu o çocukların omuzlarında yükselmiştir, hepsi isimsiz kahramanlardır. Köy enstitülerinin kapatılmak istenmesindeki fikirlerden biri, yetiştirilen çocukların milliyetçilik karşıtı siyasi fikirlerinin olduğuydu. Bedia hanımın ‘hiçbir iddiaları yoktur, memleketleri için çalışmışlardır’ sözü mezun öğrencilerin siyasi yapılanmalar içinde olmayıp tek dertlerinin vatana hizmet olduğunu açıklar niteliktedir.
Bedia hanım zor bir görevi almıştır. Mücadelesini görüp ‘hiç sıkılmıyor musun?’ diye soranlara, ‘arkasından kızgın boğaların koştuğu kişi, sıkılmaya vakit bulamaz’ diye cevap verir. Bedia hanım, kalacak yerle ilgili sıkıntılar yaşayınca Antalya' nın merkezinde kalmaya başlar ve her sabah erken saatlarde motorsikletiyle Aksu'ya gider. Komşusu dava vekili Hacı Şükrü efendi, ‘doktor hanım, ben her sabah başkalarını namaza kaldırırdım, ama artık şimdi siz beni namaza kaldırıyorsunuz motorsikletinizin sesiyle, teşekkür ederim’ diye şaka yollu övgüyle Bedia hanıma seslenir. Hacı Şükrü Efendi daha sonraları Dr.Bedia Hanım'ın kayınpederi olacaktır. Bedia Hanım, hastalarının ilaçlarını Antalyadaki Sabri Aksoy eczanesinden almakta, Aksu’da hastalarına dağıtmaktadır.
Eczane, komşusu Hacı Şükrü Efendinin kardeşinin eczanesidir. Eczaneye gittiğinde o anda orada bulunan bir gençle tanıştırılır. Bu kişi hukuk fakültesinden yeni mezun olmuş Şahap Kervancıoğlu’dur. Bedia hanımın komşusu dava vekili Antalya Barosu kurucularından Hacı Şükrü efendinin oğludur. ‘Sizinle komşuyuz’ diyen genç adama ‘evet bahçelerimiz bitişik’ cevabını verir. Genç avukat Şahap Kervancıoğlu ile evlenir ve beş çocuk dünyaya getirir. Zor şartlarda çocuklarını Aksu'da büyütür ve en küçük oğlunu bir hastasından bulaşan difteri nedeniyle kaybeder. Halkın ‘Doktorum’ diye tanıdığı Bedia hanım, Antalya’dan motorsikletiyle gidip gelmeye devam ettiği yıllardadır. Bölge halkı fakirdir, Aksu ise Antalya’ nın güvenlik sorunları da yaşayan bir beldesidir. O yıllarda Aksu, Manavgat, Alanya bölgeleri eşkiyaları ile de biliniyor. Bir sabah Aksu’ya yakın yokuşta yolun daraldığı yerde, sıkı giyinmiş, yüzünü atkıyla kapatmış motorsikletli olan Bedia hanımın yolunu bir eşkiya keser. Yüzünü açtığında eşkiya yolcu Bedia Hanımı tanır ve ‘doktorum siz miydiniz, özür dilerim’ der. Bedia Hanım Serik ilçesinde eşi ile beraber yaşadığı dönemlerdedir. Oturdukları evin alt katında hayvan malzemeleri satan bir dükkan vardır.
İkinci Dünya savaşının karartma günlerinden biridir. Kızı Zehra’ya hamiledir, doğum sancıları başlar. Eşinden doğuma yardım etmesi için bir aile dostlarını çağırmasını ister. Eşi evden ayrılır fakat doğuma yetişemezler. Ailesinin üçüncü kuşak hekimi olan Bedia hanım, karartma günlerinde, ayışığında kimsenin yardımı olmadan kızını doğurur. Doğumun sabahına bir köylü kadın oğlunun kulağına akrep kaçtığını söyleyerek kapısına dayanır. Bedia hanım yeni doğum yaptığını yattığını söyler, kadının yalvarması üzerine atın terkisine binerek kadının köyüne gider. Yeni doğan bebeğini alt kattaki hayvan malzemeleri satan esnafa emanet eder. Dönüşünde esnaf nazar değmesin diyerek Bedia hanımın boynuna at nalı, renkli boncuklar ve sarımsak sapından yapılmış nazarlık takar. Çocuklar Bedia hanımı sevdikleri kadar korumak da isterler.Bir gün köy enstitüsünde Bedia hanımın olduğu odanın camı çocukların topuyla kırılır. İçeriye bir çocuk dalar ve pencerenin önüne kendini siper eder, ‘Doktorum pencerene cam takılana kadar, pencerene cam olayım mı?’ diye sorar.
Bir başka anda da çocukların hep hastalanması üzerine, çocukların niye sık hastalandığını sorar. ‘Çocukların hamamcı olduklarını ve gece banyo yaptıklarını' söylerler. Bedia hanım hiç İstanbuldan çıkmamış, çok iyi şartlarda büyütülmüş bir İstanbul hanımefendisidir. ‘Hamamcı olmak’ diye tabir edilen durumu bilmez ve çocuklara hamamda nöbet tutturulduğunu ve onların hamamcı yapılmak istendiğini düşünür. Tek fikri çocukların eğitim alması okutulmasıdır. İki çocuğu elinden tutarak hışımla müdürün odasına girer, 'bu çocuklar okuyacak, hamamcı olmayacak' der. Bu kendisinin de gülerek anlattığı bir anısıdır. Bedia hanımın, Perge Antik Kentinin kazı çalışmalarında kazı ekibiyle de sıkı ilişkileri olur, onlara ev sahipliği yapar. Atatürk, 9 Mart 1930’da Serik bölgesine gelir, Aspendos tarihi tiyatrosuna da götürülür. Atatürk: - “Aspendos’u yaşatın, aksi halde burada otlar biter, taşlar sökülür, bu canım tarihi eser biter gider. Burada temsiller düzenleyin, konserler verin, güreşler tertip edin” der. Sonraki yıllarda Perge antik kentinde kazı çalışmaları başlar. Bedia hanım arkeologlara ev sahipliği yapar, onları evinde sık sık ağırlar. 'Kazı alanının havadan fotoğrafı çekilse ne iyi olur!' diye hayıflanan Türkiye'nin büyük arkeologlarından Jale İnan'a , ' aaa ben hemen hallederim, tanıdıklarım var, hemen gelip çekerler' der. Aynı gün askeriyeden bir uçak antik kentin üzerinde uçarak, Perge kentinin ilk havadan fotoğraflarını çeker. Şimdi bizler uluslararası festivaller, bale gösterileri ve büyük konserleri o tiyatroda yani Aspendos Antik Tiyatrosunda izliyoruz. Köy enstitüsünün ziyaretçileri de olur.
İsmet İnönü ve kariyerinde bir olimpiyat, bir dünya şampiyonluğu ve üç Avrupa şampiyonluğu bulunan milli güreşçimiz Yaşar Doğu da ziyaretçiler arasındadır. Bedia Hanım hep cesur, güçlü, yılmaz tavırlarıyla biliniyor. Fakat metanetini yitirdiği nadir anlardan biri var. En küçük oğlunu bir hastasından bulaşan difteri nedeniyle kaybeden Bedia hanım, biraz da bu korkuyla olsa gerek büyük oğlu Mehmet’in sünnetini sürekli erteler. Nihayetinde üroloji uzmanı bir arkadaşıyla görüşüyor, oğlu sünnet oluyor fakat kanaması durmuyor. Yeniden müdahale ediliyor, 8 saatlik kanamanın peşinden artık ameliyata alma kararı alınıyor. Cesaret ve metin tavırlarıyla tanınan Bedia hanım dayanamayıp ameliyathanenin kapısında bayılıyor. Emekliliğinin ardından Antalya Tabip Odası yönetim kurulu üyeliği yapan Dr.Bedia Kervancıoğlu, başkan Dr.Naci Işık’ın ani vefatından sonra 1978 yılında Antalya Tabip Odası başkanı seçiliyor. Antalya Tabip Odası hizmeti esnasında da Aksu ilçemize yoğunlaşan çalışmaları mevcut. Sağlık Haftası, Verem Savaş haftası gibi özel günlerde düzenlenen programlar, Bedia Hanımın planlamasıyla büyük bir titizlik içerisinde geçiyor. Bu programlarda sıtma, kolera, tifüs gibi bulaşıcı hastalıklar, bataklık, lağım, akarsu temizliği, kırık çıkıkcılar, diş hastalıkları için gidilen kişiler ve yaratılan sorunlar, pamuk ilacı zehirlenmeleri, kocakarı ilaçları, meme ucu bakımları, köpek ısırmaları ve kuduz, diğer hayvanlarda görülen kuduza varıncaya kadar ayrıntılı programlar yapılıyor. Halk toplantılarındaki açılışlar bando ve konvoy eşliğinde oluyor.
Aksu Mali̇ye Müdürü Ahmet Kuhar’ın dahi̇l edi̇ldiği bir halk toplantısında Bedia hanımın el yazısıyla notlarından bazıları: 'Aksu'ya bağlı 22 köy var. Köy kahvelerine konuşulacak konularin bahsedi̇ldi̇ği̇ i̇zahlı afi̇şler asılacak. Kundu, Mandırlar ve Karaçalı Kemerağzında toplanıyor. Aksu Mali̇ye Müdürlüğü resmi yazı i̇le ayarlanabi̇lecek. Topallı köyü var, fakir ve küçük bir köy, okulu yok, ancak bir köy evinin odasında veya bahçesinde toplanılabilir. Bir de aynı yol üstünde Güzeloba köyü var. Büyük bir köy, arzu edilirse burada da konuşacağim. Hurma köyüne sabah 9’da hareket'. Bu cefakar insanların ayak bastığı ve mücadele verdiği bahsi geçen tüm köyler, yapılaşmaya açılan, şimdi Antalya’nın beş yıldızlı golf otellerinin ve lüks konutlarının olduğu topraklar...
Dr. Bedia Hanımın notlarından çıkardığımız köy gezi programı şöyle:
Köyde Neler Konuşulacak?
1-Köyün genel temi̇zli̇ği̇ ve çevre temi̇zli̇ği̇
2-İçme ve kullanma suları halen nasıldır ve nasıl olmalıdır, köy çeşmeleri, köy kuyuları, köy akarsuları.
3-Köy lağım çukurları
4-Köy bataklıkları ,sivrisinek ve sıtma
5-Karasinek, bi̇t, pi̇re, tahtakurusu, köy evleri̇
6-Köy yolları, köy gübreli̇kleri̇, ahırlar, köy mezarlıkları, köy kahveleri
7-Köyde beslenme, çocukların beslenmesi, protei̇n noksanlığının i̇zahı, çocuk ölümleri̇ ve doğumları, kadın ölümleri̇
8-Kolera, ti̇fo, verem, yüzlerde ve ellerde görülen yaralar, akrep sokmaları, yılan sokması, tetanoz, bulaşıcı hastalıklar, aşı, serum, köpek ısırması, kuduz, di̇ğer hayvanlarda görülen kuduz
9-Köyde kocakarı i̇nanışı, kötü sonuçları, meme ucu bakımları, bebeklerin kulağına anne memesi̇nden süt akıtma, köyde kırık çıkıklar, köyde iş gören kırık çıkıkcılar,köyde di̇ş heki̇mi yeri̇ne i̇ş yapan ki̇şi̇leri̇n doğurduğu etki̇ler, köyde di̇ş sağlığı
10-Köylerde pamuk i̇laçları i̇le zehi̇rlenmeler
11-Köylerde kocakarı tedavi̇leri̇ ve kötü sonuçları
19. yüzyildan i̇ti̇baren Antalya’da pekçok salgın hastalık meydana gelmi̇şti̇r. Antalya'nın su kaynaklarının bolluğu, altyapı eksi̇kli̇ği̇, sağlığa ayrılan ödenekleri̇n azlığı, sağlık personeli̇ sayısının azlığı, ti̇caret yoluyla şehre gelenleri̇n fazlalığı gi̇bi̇ nedenlerle enfeksi̇yonların önü alınamamıştır. Salgın hastalıklarla mücadele Dr.Bedia hanımın mutlulukla anlattığı gurur kaynaklarındandır.
Dr.Bedia Kervancıoğlu’ndan Köye Doğru isimli dergide MEFKURECİ BİR KADIN HEKİM (bi̇r ülküsü olan, bi̇r ülküye bağlı olan, i̇deali̇st) diye bahsediliyor.
Verilen röportajda; - 'Köylü aile, hayatta pek çok didinen, çok çalışan, çok enerji ve emek harcayan insanlardır. Köylü aile, tabiatın her türlü zulümlerine, muhitin her çeşit kahırlarına rağmen vücutca değil fakat ruhca pek sağlamdır. Muhakkaktır ki, köylü ailesi şimdiye kadar ilim gözüyle, alim görüşüyle incelenmemiş bir mevzudur. Düşünmek lazımdır ki, bu insanlar bizim kanımızdandır. Biz onlardanız, onlar bizdendir. Fakat ne yazık ki uzun yıllar bu asil, bu çalışkan insanları Türk münevverliği haksızca, insafsızca ve nankörce ihmal etmiştir. Köylü kadını pek yorgundur. Köylü erkeği pek yorgundur. Köylü çocuğu da pek erken yaşta bu yorgunluğa ortak olmaktadır. Ne yapalım, hayat pek yorucudur, pek insafsızdır’ der.
Aksu Köy Enstitüsü Aksu Öğretmen Okuluna dönüştükten sonra da, Dr.Bedia hanımın uzlaştırıcı ve saygı duyulan yanı hep hatırlanır. Okul yemekhanesinde öğrenciler çok kalabalık gruplar halinde yemek yerler. Öğrenciler Bedia hanımın yemekhaneye girdiğini görünce ayağa kalkar, sevgi gösterileri ile dakikalarca alkışlarlar. Öğrenci olaylarının olduğu yıllarda siyasi çatışmalarda, Bedia hanım nerede bulunuyorsa oradan askeri jeeple alınır ve okula öğrencileri yatıştırması için götürülür. Bir zaman Aksu İlköğretim Okulu öğrencilerden biri okuldan atılır. Öğretmenlerden çocuğa yardım etmek isteyenler, ne yapalım edelim ? diye düşünürken akıllarına Dr. Bedia Hanım'dan yardım istemek gelir. Bedia hanım öğrenciyi, 'gel bakalım b.klu, neden okuldan atıldın bakayım ?' diye karşılar. Çocuğun tekrar okula yerleştirilmesi için plan yapılır. Dr.Bedia Hanım tüm köy enstitüleri tarafından tanınmaktadır, hep beraber arabaya binilir.
Aksu'dan Konya'ya İvriz Köy Enstitüsüne gidilir. İvriz Köy Enstitüsü'nde boş kontenjan olmadığı söylenir. Oradan rota Çifteler'e döner. Vardıklarında artık çok yorgunlardır, müdürün odasına büyük bir kararlılıkla ve biraz da kızgınlıkla girer, ‘ bana bak, bu çocuğu çabuk bu okula alacaksın' der ve çocuğun kaydını yaptırır. Türk Tabipler Birliği Merkez Konsey Üyeliği de yapan Dr.Bedia Kervancıoğlu, 1980 öncesindeki gergin politik yıllarda öğrenciler arasında yayılan şiddet üzerine de TTB Merkez Konseyine çok dokunaklı bir rapor sunmuş, ‘gençler arasında salgın halinde büyüyen husumet, dikkat çekicidir. Türk gençliği Atatürkçü vatanperverdir, heyecanlıdır’, demiştir. Gençlik sorunlarının hiçbir zaman baskı yoluyla değil, sevgiyle, hoşgörüyle ve onlara güven vererek çözüleceğine inanmaktadır. 30 Haziran 1976’daki TTB 25. Büyük Kongresinde gündeme aşağıdaki görüşlerini sunar. ‘Sayın Delegeler, Son yıllarda gençler arasında salgın halinde büyüyen husumet dikkat çekicidir.Bu halin ruh sağlığını zedelediği bir gerçektir. Türk gençliği Atatürkçü vatanperverdir, heyecanlıdır. Husumetin ileri derece bir hal göstermesi ruh sağlığının sarsılmış olmasındandır.
Yurt sathında bir epidemik yayılma göstermesi, endişe vericidir. Bizler ana-baba ve Türk hekimleri olarak, hastalanmış ruhları tedavi etmek zorunluluğu içindeyiz. Bu hastalığın teşhis ve tedavisi Türk hekimlerine düşmektedir. Biz Türk hekimleri olarak çok eski bir beraberlik içinde; bu hastalığın tedavisinin en büyük görevimiz olduğuna inanıyorum’. 1978 yılındaki TTB toplantısında Sağlık Personeli̇ni̇n Tam Süre Çalışma Esaslarına Dai̇r Kanunun çıkarılmasında katkısı olur. Bu kanun hekim haklarını koruyan bir kanundur.
Öğretmen okullarının 125. yıl anma gününde Dr.Bedia Hanım’ın da konuşması istenir. Bu toplantıda tesadüfen köy enstitüsü öğrencilerinden Hüseyin Işık’ı bir müfettiş olarak görür, çok heyecanlanır fakat kendisiyle konuşamaz. Sonrasında ‘Sevgili oğlum Işık’ diye başlayan bir mektup yazar: - Bu sene 34 sene, ne çabuk tükenmiş, meğer hepsi de çile ile, sevgi ile, hayal dolu heyecan ile, ruhları dolduran dev çalışma azmiyle, Atatürk heyecanı ile yanan kükreyen ses ile köy enstitüleri…Bütün hücrelerime kadar beni dolduran sevgi ile beni esir eden köy enstitüsü… Öğretmen okullarının 125.yıl anma gününde benim de konuşmamı istediler. 1000 kişiyi geçkin seçkin davetli ve valiler vardı. Konuştum ve çok heyecanlandım.
Zeki insanların dinamoları heyecanlarıdır. Ondan bir yıl önce de büyük üzüntüler geçirmiş, hakkımızda olmayacak iftiralar, olmadık meseleler ve hazindir ki hepimiz vatan hainliği ile vasıflandırılmıştık. Hepimize komünist diye hücumlar edilmişti. Bir hayli boğuşmuştuk. - Bir milletvekilinden bahsederek- ‘köy köy dolaşarak onlar alçaktır, oyunuzu bana verin, Ankara’dan ben onları dağıtacağım' demişti. Meclisde hepimizi vatan hainliği ile suçlayıp kendine konuşma üstünlüğü sağlamıştı. 125 yıllık öğretmen okullarının geçmişini sıralamaya muktedir olmadığımı ancak Aksu Öğretmen okulunun doğuşunu anlatabileceğimi söylemiştim.
34 sene evvel bu ıssız dağlarda sivrisineklerin, bataklıkların, mezarlıkların olduğu bir yerde köy enstitüsü diye kurulan, beş on çocuk ile meydana gelen bir güneş gibi doğmuş olan Aksu Köy Enstitüsünü ve sonradan Aksu ilköğretim Okulunun doğuşunu anlattım o gece…
Burayı kuran çocukların ne kadar Atatürkçü olduğunu ve ne kadar vatansever, bayraksever çocuklar olduğunu hiç ard düşünceleri olmadığını, ancak hepsinin köylerde bütün amaçlarının Türk köylüsünü okutmak, onları cahillikten kurtarmak ve Atatürk’e verilmiş sözü tutmak olduğunu anlatmaya çalıştım. Bütün köylerde her dağın altında, her taşın altında buradan çıkan asil çocuklar vardır. Hiçbirinin vatanseverlikten başka bir amacı yoktur…Biz geldiğimiz zaman, o güzel çocuklar çalıların içinde kalmış koncalar gibiydi. Biz çalıları temizledik ve onlar güneşi gördü. O küçücük eller, o pırıl pırıl gözler sanki dev oldular, bu okulu yaptılar. Buranın bütün taşları onların omuzlarından geçti, bir zamanlar mezarlık olan bu yerler, şimdi her türlü güzelliği ile onların eseri… Ertesi gün davetlilerden rastlayanlar, - ‘Dün gece bizi çok duygulandırdınız doktor hanım, ayakta alkışladık, vali bey kalkıp ayakta alkışladı’ dediler. Halbuki daha evvel vali bey ile ne üzülmüştük! Birgün karşıma eski küçücük pırıl pırıl gözler gibi çıkıverişiniz beni ihya etti. Ben de seni o durumda, o güzellikte, o üstünlükde görünce hislerimi konuşamadım, ancak artık rahat ölebilirim diyebildim…
HEPİNİZİN GÖZLERİNDEN ÖPERİM ’ diye mektubunu bitirir. Bedia hanım yıllar sonra Gazipaşa Ortaokuluna gider, okulun öğretmenleri koşar Bedia hanımı karşılar. Öğretmenler, köy enstitüsünde eğittiği öğrencilerdendir. Gezisini şöyle anlatıyor: - Tıpkı köy enstitüsünü yaptığımız gibi taş taşıdık omuzlarımızla, didindik, çırpındık dediler. Yanında başka bir yer daha gösterdiler, ‘burası spor salonu’ dediler. Biz Aksu'da buna muvaffak olamamıştık, onlar yapmışlar. Bahçeye bir Atatürk büstü yapmışlar. Kaidesini elleriyle çakmışlar, yanına bir havuz yapmışlar. Nihayetinde çok duygulandım, ağlamaya başladım.Yıllarca verdiğim emekler, o anda hepsine helal olsun diye düşündüm. Bunlardan bahsetmek bana çok heyecan, zevk veriyor.
Belki hayatımda bir şey yapamadım ama 30 sene köylerde, dağlarda dolaştım, köylü çocuğunu yetiştirdim, onları en güzel amaçlara ulaştırdım diye teselli ve saadet duyuyorum. Zaten öğretmenlik öyle kutsal bir meslektir ki; büyük abidelerin temel taşları gibidir, kendileri alkışlanmazlar, görülmezler, ancak omuzlarında yükselen abideler alkışlanır. Bundan da öğretmenler büyük zevk alır. Antalya ilinin gururu Dr.Bedia Kervancıoğlu, 27 Aralık 1978 yılında Antalya Tabip Odası başkanıyken geçirdiği beyin kanaması sonucu aramızdan ayrılıyor. Ardından Türk Tabipler Birliğinin çok uzun süre başkanlığını yapan yakın zamanda kaybettiğimiz Dr. Erdal Atabek, 'yararlı olmak onun sürekli aradığı hedefti. Onlar cumhuriyet kuşağıydı. En belirgin özelliklerinden biri, insanlara yaptığı yardımın sınırsızlığıdır.
Dr. Bedia hanım, Türk Tabipler Birliğine çok şey verdi. Büyük kongrelerde, Temsilciler Meclisi çalışmalarında birliğin her ‘gelin’ deyişinde koşar, gelir, konuşur, etkilerdi. Toplumun çürük değer yargılarından hiçbirine metelik vermeden, sımsıcak yüreğiyle, özgür, gerçek bir demokrat, halkına inanmış bir halk doktoru, bir enstitülü, bir eğitimci olarak yaşadı. Yazık ki,anlattığı öyküleri, olayları, yorumlarını, söyleşilerini, değerlendirmelerini yazamadık, banda alamadık. Onları dinlemek zevkiyle yetindik.
Ondan aldıklarımızı bilmiyorum nasıl aktaracağız?
Böyle yaşayanlar ölmez ki…’ Prof.Dr. NURAN ATMANOĞLU şöyle demektedir: ‘ O, Antalya’nın doktor hanımıydı. Hepimiz doktoruz! Fakat ‘doktor hanım’ denince, O akla gelirdi. Çünkü O, doktorluğun simgesiydi, insanlığın simgesiydi. Romanlara konu olabilecek kadar hareketli ve anlamlı bir hayatı vardı. O, herkesin her işine koşar, herkesin her derdiyle ilgilenirdi. Sıtma mücadelesinde ne kadar hastayı bizzat tedavi ettiğini gözlerinde sonsuz bir mutluluk ve gururla söylerdi. O bir öğretmendi köy enstitülerinde. Ne mutlu onun okuttuğu ve yol gösterdiği köy çocuklarına.
Atatürkçülüğünü her fırsatta tekrarlar, talebelerine Atatürk sevgisini aşılamaya çalışırdı. Birtakım bölünmüş ideolojilere inanmaz, bizim için Atatürk’ ten başka idealin, liderin olamayacağını söyler, bunun her yerde, her zaman coşkunlukla müdafaasını yapardı.’ Gazeteci Doğan Hızlan o dönem ülkenin yapılanması için büyük emek harcayan vatansever insanların kuşağını, ’idealler kuşağı’ ve ‘toplumun çıkarlarını kendi çıkarlarının üstünde gören bir kuşak’ olarak tanımlamıştır. Dr.Bedia Hanım’a öğrencileri tarafından yazılan şiirler de vardır.
DR. BEDİA KERVANCIOĞLU Öğrenciler, öğretmenler, yaşlılar, Mutfağında aş pişiren aşçılar, İlkinde ‘Doktorum’ desek biz sana ‘Olmaz’ derdin ‘ana deyin, siz bana.’ Gülünce, güller açardı yüzünde, Sonuçta sen, bir anaydın özünde. Aksu’lunun aklında hoş bir seda. Ey, Aksu’nun ilk anası Bedia!... Senin gibi yaşayanlar ölmez ki Ölse bile toprağa gömülmez ki!... Muzaffer Koçak (Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği Başkanı) Kendisini minnet, sevgi ve saygıyla anıyoruz.
ÖZLÜ SÖZLER:
-Zeki insanların dinamoları heyecanlarıdır.
- Arkasından kızgın boğaların koştuğu kişi, sıkılmaya vakit bulamaz.
-Öğretmenlik öyle kutsal bir meslektir ki ; büyük abidelerin temel taşları gibidir. Kendileri alkışlanmazlar, görülmezler ancak onların omuzlarında yükselen abideler alkışlanır. Bundan da öğretmenler büyük zevk alır.
-Biz geldiğimiz zaman, o güzel çocuklar çalıların içinde kalmış koncalar gibiydi. Biz çalıları temizledik ve onlar güneşi gördü.
İLERİ OKUMALAR:
1) 19 ve 20. Yüzyılda Teke Sancağında Bazı Salgın Hastalıklara Dair Bulgular Hatice ÇİFTCİ
2)Hasan Rıza Soyak Atatürk’ten hatıralar kitabı 1973
3) Marmara Üni̇versi̇tesi̇ Türki̇yat Araştırmaları Ensti̇tüsü Türk Tari̇hi̇ Ana Bi̇li̇m Dalı Cumhuri̇yet Tari̇hi̇ Bi̇li̇m Dalı Demokrat Parti̇ Dönemi̇’nde Antalya (1950-1960) Ali Rıza Gönüllü 4) TRT arşiv-Cumhuriyete Kanat Gerenler Belgeseli
Bu web sitesindeki içerikler tamamen tanıtım ve bilgilendirme amaçlıdır. Sağlık probleminizin çözümü için doktor muayenesi gerekmektedir. Bu sitedeki bilgilerin hekim kontrolü olmaksızın uygulanması durumunda oluşabilecek her tür şikayet ve durumdan Op.Dr. Güray Ünlü sorumlu değildir. Bu sitede yer alan bilgiler hiçbir tıbbi işleme veya evde uygulamaya dayanak oluşturmaz. Kadın doğum ve jinekolojik konularda bilgilendirme amaçlı kişisel blog amacıyla, reklam/tanıtım amacı gütmeyen, ticari nitelikte olmayan bir web sitesidir. Bahsi geçen uygulamaların Op.Dr. Güray Ünlü Muayenehanesi`nde uygulandığı anlamı çıkarılamaz. Cerrahi işlemler SGK kapsamı dışında özel hastane şartlarında yapılmaktadır. Bu siteyi ziyaret edenlerin bu uyarıları okuyup anladığı ve kabul ettiği varsayılır. Bu uyarıları kabul etmiyorsanız bu siteden çıkmak için hemen tıklayınız.


